7 Nisan 2020 Salı

Fermente Mutfağım Kitap Oluyor


Fermente Mutfağım benim miladımdır. F.Ö ben şişman, mutsuz, çok ama çok sağlıksız ve bu konularda hep yüzeysel çözümlere sarılan bir insandım. İsterseniz hastalıklarımı biraz açayım sizlere. Aslında kendimi hasta hissetmem çocukluk yıllarıma dayanır. Daha ilk okul öğrencisiyken babam ve annemin geçmek bilmeyen baş ağrılarım için beni doktor doktor gezdirdiklerini ve pek çok tetkik yapılıp, bazı ilaçlara başlandığını, bir süre kullanılan ilaçlardan sonuç alınamayınca tekrar başka doktora götürerek tetkik ve ilaç sürecinin yeniden yaşanıldığı yıllar aklıma geliyor. Bazen durup dururken başlayıp artarak dünyamı karartan bu ağrı nöbetleri her türlü duygu durum değişikliğinde baş gösterirdi. Örneğin sevinip heyecanlanınca, ya da öfkelenince başıma çok hızlı bir ağrı saplanır, kısa sürede gözlerim ağrıdan açılmaz bir hale gelir, ben kendimi karanlık ve sessiz bir alanda tecride alırdım. Bu esnada ağrıyı baskılamak adına içtiğim avuç dolusu ağır ağrı kesiciler bir işe yaramazdı ama onlardan medet ummaktan kendimi alamazdım.
Alerjimin de başlaması o çocukluk yıllarıma dayanır. Yaşadığım alerjinin tanımını yaparken "Doğaya alerjim var" diye kestirip attığımda sanırım 20 li yaşlarımdaydım. Bunu söylememin nedeni doğadaki her şeye alerjim olması. Tek bir çiçek bile koklayamadan yaşadım F.Ö de ben. Güneş, rüzgar, hava ve doğada bulunan kokusu olan tüm çiçekler. Yalnızca doğa değil tabi evde de rahat yoktu. Yıllarca içilen düzenli alerji ilaçları zaman zaman daha da kuvvetlileriyle değiştirilip, yaz aylarında beraberinde kortizonla kullanılmaya devam ederdi. Evdeki halıları kaldırmaya ve yaz kış halısız ev modelime geçmemin asıl nedeni yıllarca önce alerjimi az daha olsa rahatlatan bir eylem olarak hayatıma girmiş, bir tarz olarak kalmıştır. Nasıl bir alerjiydi derseniz; Örneğin bir çiçeği koklama gafletinde bulunmak bendeki alerjiyi atağa geçirmek olurdu. Hemen gözlerim burnum ve kulaklarım delicesine kaşınmaya başlar, kaşıntıya akıntı ve hapşırmak eşlik eder, kısa süre sonra da gözlerim kaşımaktan şişerek neredeyse kapanır, hapşırmak astım öksürüğüne döner ve bu halden kurtulmak zaman alırdı. Bu atağı geçirmemek için bulduğum tek şey her şeyden uzak kalmak ve alerji haplarıma sarılmak olmuştu. Kilo problemim de çocukluk yıllarıma dayanır. Kendimi bildim bileli tombiş bir çocuk olmuşumdur. Tombişlik bebeklik ve çocukluk dönemi kelimesi sanırım. Büyüyünce şişko ve obez gibi daha reel kelimelerle yer değiştiriyor. Evlilik ve yapılan doğumlar nedeniyle de  kilo problemim dönem dönem hep oldu ve sonunda obez liğe kadar gitti. İlk bel fıtığı teşhisi konulması ile 1. bel fıtığı ameliyatı olmam arasında sanırım 10 yıl gibi bir zaman geçti. İlk ameliyatımdan sonra daha 1 yıl bile geçmeden yeniden nükseden bel fıtığımın nedeni olarak, yine kilo ve bedenen dikkatsizce yaptığım ağır işler oldu.. F.Ö ki yaşamında hastane acillerinde bir hayli zaman geçirirdim.  2015 in Ocak ayıydı ve bel fıtığı yüzünden ben yine acildeydim ve her zamanki gibi acil müdahalem yapılmış ağrı kesici ve kas gevşeticilerim reçetelenip eve gönderilmiştim. Aradan henüz bir kaç gün geçmişti, sabah akşam ağrım azalsın diye verilen kas gevşetici ve ağrı kesiciyi içiyordum ama belim hiç rahat değildi. Bir sabah ilaçlarımı içtikten 15 dakika gibi bir süre sonra birisi sanki mideme bir kılıç sokmuşcasına bir sancıyla banyoya koştuğumu ve bir kaç dakika içinde mosmor olarak nefesimi almakta zorlandığımı, çocuklarımın ambülans çağırdığını, ambülansa bindirilerek hastaneye götürülüşüdeki çaresizliğimi çok net hatırlıyorum. Eve yakın olan bir üniversite hastanesine götürüldüm ve gece yarısına kadar acilin kırmızı hattında defalarca tam kan tahlili yapıp, çıkan sonuca inanmayıp tekrar tahliller ve tomografiler çeken doktorlar en sonunda bize ilk teşhislerini söylediler. "Kan yıkımı" . Bu aşamada yeni hastane ve doktor arayışımızla birlikte ambülansla o zamanın GATA sına sevk edildim ertesi gün. GATA acilde akut böbrek yetmezliği teşhisi konularak, ambulansla Cerrah Paşaya nakledildim. Cerrah Paşa acilinde geçen tam bir hafta boyunca serviste yatak boşalması için bekledim. Bekledim dediğime bakmayın, acildeyim işte, böbreklerim çalışmıyor, uyku uyumam imkansız, hastayım, günde 5 öğün kanım alınıyor, her yerimde serum takılı. acilde olduğum için yanımda sırayla kalan çocuklarım sandalye üzerinde. Hala bana hiçbir teşhis konulamıyor ve böbreklerimin aniden çalışmamasına bir neden bulunamıyordu. Bu belirsizlik süreci içinde ağır bir depresyon da duruma eşlik etmeye başladı. İlk diyalize götürülüşümü hatırlıyorum ikizlerden birisi olan kızım o zaman lise son sınıf, mevsim kış ve sömestre tatilindeyiz. 1,5 ay süren hastane hayatımda olanlar, Diyaliz, kan alınmaktan incelmiş damarlar, acı, uykusuzluk ve depresyon, bir de teşhisi konulamayan, ve teşhis koyabilmek için her gün sorulan ahiret soruları. Nihayet yapılan ... sonucunda belimin ağrısı için içtiğim ilaçlardan bir tanesi böbreklerimi alerji sonucu durdurmuş. Bu sonuca başlangıçta en azından bir sonuca varıldığı için sevinsem de, ilaçla yaşanmamış bir ömürde ilaçsız bir yaşama nasıl tahammül edeceğimi bilmediğim için benim için yeni ve alışılması güç bir durum başladı. Artık içebildiğim tek bir ilaç kalmıştı o da en hafif ağrı kesici olan bir hap, ama korkumdan o hapa da uzak duruyordum. Böbreklerim artık yeniden çalışıyordu. Hızla kandaki böbrekle alakalı değerler normale döndü ve ben eve döndüm. Bir kaç aylık kısa kontrollerden sonra tamamen iyileşerek böbreklerim önceki haline dönmüştü. Yaşadığım bu ani olay beni yalnızca biraz daha dikkatli olmaya yönelmişti, bunun dışında hayatıma bildiğim gibi devam etmeye yeniden başladım, yalnızca ilaçlar yoktu. Kısa bir süre sonra bel fıtığım beni yine zorlayarak bir acil vakası daha yaşattı. ancak bu sefer iğne, kas gevşetici ve ağrı kesici olmadan bu atağa çözüm bulunması gerekiyordu. Hemen MR ve diğer tetkikler yapıldı, geri dönüşsüz olarak ameliyat gerektiği anlaşıldı. ameliyat için araştırıp bulduğum Profesör 1 ay sonrası için gün verdi. Ameliyat günü almadan önce kendi kendime bel fıtığının fazla kilolarımdan nüksettiğini biliyordum ve bir diyetisyene gitmeye karar verdim. Yine pek çok kan tahlili yapıldıktan sonra insülin direnci teşhisi kondu ve ağır bir diyet verildi bana.  Artık yataktan mecbur olmadıkça kalkamadığım 1 aylık istirahat süreci başlamıştı. İnternetten beslenme, sağlık, kalıcı kilo verme gibi konuları araştırırken ilk kez DR.Canan Karatay'ı buldum ve tüm kitaplarını yine internetten sipariş vererek, çok kısa sürede okudum. Bir taraftan okuduklarımı hemen hayatıma geçiriyor, diğer taraftan sanki yıllarca aç kalmış bir insanın bulduğu lezzetli yemeğe saldırırcasına yiyip doymaması hatta daha da çok aç hissetmesi gibi, her yeni yazar beni yani bir kitaba, o kitap yeni bir doktorun kitabına götürürken ben artık, paleo, Taş devri diyeti, GAPS diyeti gibi yolları ve mantığı birbiriyle kesişen ve kalıcı çözüm sunun, bir yaşam tarzı sunun kitaplar okumaya başlamıştım. Her geçen gün ufkum gelişiyor, zihnimde yeni tohumlar yeşeriyordu. 1 aylık yatak istirahati sürecinde beslenmemi değiştirerek 5 kg vermiştim bile. Ameliyat günü geldiğinde doktorum şaşırarak baktı bu gelişmeye. Başarılı bir bel fıtığı ameliyatı ardından doktorumun da vaad ettği gibi 2 saat sonra ayağa kaldırılmış, ertesi gün evime dönmüştüm. Her gün evde kısa ve sık ama çok yavaş tempolu yürüyüşlerim başlamış, bir hafta sonra bu kısa yürüyüşleri dışarıya taşımız, bir ay sonra sürelerini biraz daha uzatarak günlük yarım saat yürü olmuştum. Hastaneden çıkınca tam olarak ne mi yaptım. Evin her yerindeki marketten alınmış olan bildik temizlik, kozmetik, gıda ürünlerinin tamamını çöpe attım. Evde zararlı diye teflon tava bile bırakmadan bir atıştı bu. Bir taraftan da çöpe attığım her bir ihtiyaç ürününü evde kendim nasıl yaparımı araştırmaya başladım. Buldum hiçbir tarif istediğim sonucu vermediği için kendi tariflerimi oluşturararak denemeler yapıyordum. İlk olarak sirke kurdum, sonra sabun yaptım, turşu, krem, ekşi maya, roll-on, diş macunu derken bulaşık ve çamaşır makinesi deterjanları, sucuk, şirden mayalı peynir, Ghe yağı, kemik suyu, siyez ekmeği ... neler yapmadım ki hepsinde mükemmel kıvam ve istediğim sonucu elde etmiştim. Tüm bunları insanalara anlatmak için yazmam gerekiyordu. 2015 sonlarında o zaman ismi fermentemutfagim.com olan, şimdiki ismi fermentemutfagimyasam.com olan blogumu ve facebookta fermentemutfagim sayfamı açtım. Artık okuyor, araştırıyor, tariflerden formüller geliştirip denemeler yapıyor, sonuca ulaşınca bu tarifleri blogumda yazarak yayınlıyor, sosyal medyada paylaşıyordum. Neyi neden kullanmamız gerektiğini aanlatıyor, bağırsak florası ve fermantasyon hakkında yazılar yazıyordum. Bir anda yaptığım bu çalışmalara ilgi arttı ve binlerce takipçim ve okurum olmuştu. Yazdıklarımı takip ediyor, yeni çalışmalarımı bekliyor, sorular soruyorlar ve yaptıklarımdan biraz daha fazla yaparak onlara da göndermemi istiyorlardı. Bu fikir kulağıma hiç de fena gelmedi çünkü artık tüm zamanımı bunları araştırmak ve yapmak için kullanıyordum. Kendim için yaptığım bu ürünleri en azından maliyetini çıkartmak bekar bir anne olarak ev ekonomime de katkı sağlayacaktı. Kollarım zaten sıvalıydı, biraz da yukarıya çektim ve mutfağım artık Fermente Mutfağım olmuştu. Bir köşede ekşi mayalı ekmeğim, diğer köşede probiyotik turşularım, diğer yanda kefir yoğur şirden mayalı peynir, sirke mayalanırken, kim bilir hangi ürünün hangi argesini başka kaç köşede deniyor, hepsini evimde hem kendim için hem de artık takipçilerim için üretiyordum. Yaptığım ürünlerin fotoğraflarını çekip, tariflerini yayınlıyor ve sipariş verenlere de kargoyla gönderiyordum. Başlangıçta z sayıda olduğu için daha kolay yapabildiğim bu eylem artık bir iş olmaya namzetti çünkü bu şekilde sürdürülebilir bir yanı kalmamıştı. Evin her yanı yatak odam dahil, artık hammadde, kavanoz, sirke, kargo kolileriyle dolmuştu. 2016 yazı evde bir personel çalıştırmaya ve bir atölye açmak için dükkan aramaya karar verdim. İlk personelim yine takipçilerim arasından geldi. Eylülde bulmuş olduğum 150 M karelik bir dükkanda gerekli tadilatları yaparak Kasım ayında bir şahıs firması kurarak işimi ticarileştirdim. 2015 in baharında başlayan, 2016 kasımına kadar olan süreçte Fermente Mutfağımın hikayesi başlarken benim Fermente Mutfağım hikayem de artık gözle görülür hale gelmişti. Kendi kurduğum mutfağım ve kendi ürünlerimle 35 kilo vermiş, alerji ve migrenimden eser kalmamış, artık arada bir içtiğim ağrı kesici bile hayatımdan tamamen çıkmış ve ilaçsız bir yaşam olan F.S. dönemim başlamıştı. Beden enerjim o kadar yükselmişti ki, yorulmaksızın çalışıyor, uyku dışında kalan zamanımda yeni başlayan işimin hem üretimini, hem satış ve pazarlamasını, hem de müşteri ilişkilerini yürütüyor, kısaca bir girişimcinin yaşadığı tüm zorlukları yaşıyor, çalıştırdığım bir kaç mavi yakalı personelden de diğer işlerde destek alıyordum. Benim hikayem duyanlarda hayranlık uyandırıyor Ferda Hanım başardıysa ben de başarabilirim dedirtiyordu. Böylece Fermente Mutfağım ürünlerini kullananlar çoğaldı.






Gördüğünüz üzere sevgili okurum çocukluk yıllarımda başlayan ilaçlara bağımlılık yetişkinlik yıllarımda artarak devam etti. Yukarıda bahsettiklerim benim sürekli olarak yakamı bırakmayan hastalıklardı ama yetişkinlik dönemimde yanlarına yenileri de eklendi




Fermente Mutfağım benim miladım. Takipçilerim ilk yıllardan bu yana kitap yazın Ferda Hanım diyor ama sanırım 2020 ye bu kitabın ancak zamanı geldi. Ben her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Tıpkı bir tohumun filizlenmesi gibi zamanından önce müdahale edilen ya da yapılan işler sonuç vermez, ama aynı şeyi zamanı gelince yapabilirseniz o zaman işte netice verir. Bu bir matematik midir, yaşam denklemi mi bilinmez ama bu denklem sanırım yaşamın sırlarından bir tanesi. Fikirler de böyledir, olgunlaşması için biraz zaman tanırsanız, fikir olgunlaşır, düşünceyse kaybolup gider. Benim hikayemin yalnızca iyileşme ile ilgili olan bölümünün çok kısa bir kısmı fazla detaya girmeden blogumda yazmıştım. Kitapta yalnızca benim iyileşme hikayem değil, bu hikayenin girişimcilikle buluşmasından itibaren dönüştüğü başarı hikayesi ve Fermente Mutfağımdan çıkan bu nadide ürünlerin kullanıcılarının da şifalanma hikayeleri yer alıyor.
Fermente Mutfağım’ın ürünlerinin kullanıcıları olarak, 5 yıldır bize müthiş bir enerji veren iyileşme deneyimlerinizi bizimle tüm samimiyetinizle paylaştınız, paylaşmaya da devam ediyorsunuz.

Kiminizin hikayesinin baş rolünde kremimiz, kiminizinkinde sirkemiz, turşumuz, kiminizinkinde sabunlarımız ya da tüm ürünlerimiz oldu. Her deneyim birbirinden eşsiz ve bir o kadar anlamlı. Kiminiz bu ürünlerin tariflerini blog yazılarımdan okuyarak, kiminiz atölye çalışmalarımdan birebir öğrenerek, evlerinizde uygulamaya başladınız, yapamadığınız ürünleri yine bizden temin ettiniz. “Yola çıkarken, yalnızca samimiyet ve şeffaflık ilkesiyle gerçeğin peşine
düştüm, gerçek olanın şifa olduğu kadim bilgisine yolda ulaştım” diyen Ferda Uslu’nun iyileşme hikayesi, kısa bir süre sonra girişimci bir kadının
başarı hikayesine de dönüşerek, ruhsal ve bedensel iyileşmenin nasıl
başarıya götürdüğünün bir kanıtı oldu.
Peki sizin Fermente Mutfağım hikayeniz ne?
Fermente Mutfağım hikayesinin anlatıldığı bir kitapta, sizlerden
bahsetmemek mümkün mü? Bu bir başarı ve iyileşme hikayesiyse
hepimizin iyileşme ve başarısıdır.
İşte bu yüzden, kitabın bir bölümünde, sizin hayatınıza Fermente
Mutfağım’ın nasıl dokunduğunu anlatan sizlerin hikayeleri yer alacak.
Benim de “Fermente Mutfağım iyileşme hikayem var” diyorsanız, bu sefer
kitapta yayınlamak üzere bu hikayelerinizi kısacık da olsa yine;
benimhikayem@fermentemutfagim.com mail adresinden bize yazın.

Online sipariş vermek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz. https://www.fermentemutfagim.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme