7 Nisan 2020 Salı

El Yapımı Soğuk Press Sabunlar


Sıradan ticari bir sabunun içinde aşağıdaki kimyasallar yer alır: 
  • Sodium İsethionate - deterjan* Stearik Asit - plastik
  • EDTA - sentetik koruyucu, göz ve sinüsleri rahatsız edebilen bir madde
  • Titanium Dioxide - beyazlatıcı
  • Propilen Glikol - petro kimya ürünü
  • Sodium Lauryl Ether Sulfate, Sodium Laureth Sulfate, Ammonium Lauryl Ether Sulfate, Ammonium Laureth Sulfate sıvı sabun, şampuan, diş macunu gibi ürünlerde kullanılan deterjanlar.

Hangi yağ kullanılarak en iyi sabun yapılır?

Zeytinyağı dediğinizi duyar gibiyim. Ama cevap tam olarak bu değil. 
“En iyi sabun en iyi yağdan değil en iyi yağ karışımından yapılır.”
Her yağın kendine has özellikleri ve asitleri vardır, dolayısıyla her bir yağdan yapılacak sabunun yağa bağlı olarak kendi karakteristik özelliği olur. 
Hiçbir yağ yoktur ki tek başına sabun yapıldığında en iyi sonucu versin. Mesela sadece zeytinyağı ile yapılacak sabunun serttir ve soğuk sularda köpürme özelliği yeterince iyi değildir. Köpüğü ince ve zayıftır. Daha iyi bir sabun için zeytinyağı farklı özellikte yağlarla karıştırılarak sabunlaştırılmalıdır.
Böylelikle her yağın kendi sabunlaşma faktöründen çıkan sonucu yani kiminin cildi nemlendirme, kiminin iyi köpürme, kiminin cildi çok iyi besleme vs özellikleriyle ortaya mükemmel bir sabun çıkar.

Fermente Mutfağım Sabunları Nasıl Yapılır?

Soğuk işlem sabunlarımız, %50 oranında yemeklik zeytinyağı %40 oranında Hindistan cevizi yağı, kakao ve Shea yağı, hurma yağı gibi katı yağlar ve %10 oranında sabunun ismini aldığı yağ karışımıyla ve lye kombinasyonu kullanılarak yapılır. Sabunlaşma işleminde lyenin  yağlarla etkileşime girdiğinde gliserin oluşturur ve tüm kostik nitelikleri kaybolur. Kullanılan zeytinyağı ve katı yağlar, sabunun ne kadar sert ya da yumuşak olmasını ve ne kadar iyi köpürmesini belirler.
Elde ürettiğimiz sabunlarımızda, sabunlaşma esnasında yüksek oranda gliserin ortaya çıkar. Dolayısıyla bu yöntemle ortaya çıkan sabun, aynı zamanda bir cilt bakım ürünü olur. 

Yalnızca saf zeytinyağı ve organik katı yağlar içeren sabunlar bulmak istiyorsanız el yapımı sabunlarda da tıpkı ticari olarak üretilmiş sabunlarda olduğu gibi, etiketleri okumanız gerekir. Cildinizde kimyasal taksit istemiyorsanız yapay renkler veya kokular kullanılan sabunlardan kaçının.


Özetlemek gerekirse, cildiniz ve gezegenimiz için en iyi sabun, el yapımı, organik, tamamen doğal soğuk işlem sabunlardır. Bu muhteşem hazinelerden birini denediğinizde, bir daha asla 'marketten satın alınmış' sabunlardan memnun kalmayacaksınız. Bu yüzden kendinize ve dünyanıza büyük bir iyilik yapın ve GERÇEK sabun kullanmaya başlayın. 

Online sipariş vermek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz. https://www.fermentemutfagim.com/

Fermente Lavantası

Yenilebilir kişisel bakım ürünlerini oluştururken neredeyse her bir ürüne lavanta uçucu yağı ekledim. Şimdi yılları geriye alıp baktığımda neredeyse tüm kozmetik ürünlerimizde lavanta uçucu yağı olması tesadüf mü diye sorguladığımda hiç de tesadüf olmadığını, aksine tam da olması gereken uçucu yağı eklemişim ürünlerime hem koku vermesi hem ürünün ana karakterindeki etkisi için. Neden mi, çünkü lavanta yağı uçucu yağların tanrıçası resmen de ondan.
Lavanta yağı bedeni, ruhu ve zihni rahatlatmak için mükemmel bir yağdır. 

Vücudu yatıştırır ve kas gerginliğini, ağrıyı, stresi ve kaygıyı hafifletir ve sizi ruhsal iyileşme için açar .

Online sipariş vermek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz. https://www.fermentemutfagim.com/

Fermente Mutfağım Kitap Oluyor


Fermente Mutfağım benim miladımdır. F.Ö ben şişman, mutsuz, çok ama çok sağlıksız ve bu konularda hep yüzeysel çözümlere sarılan bir insandım. İsterseniz hastalıklarımı biraz açayım sizlere. Aslında kendimi hasta hissetmem çocukluk yıllarıma dayanır. Daha ilk okul öğrencisiyken babam ve annemin geçmek bilmeyen baş ağrılarım için beni doktor doktor gezdirdiklerini ve pek çok tetkik yapılıp, bazı ilaçlara başlandığını, bir süre kullanılan ilaçlardan sonuç alınamayınca tekrar başka doktora götürerek tetkik ve ilaç sürecinin yeniden yaşanıldığı yıllar aklıma geliyor. Bazen durup dururken başlayıp artarak dünyamı karartan bu ağrı nöbetleri her türlü duygu durum değişikliğinde baş gösterirdi. Örneğin sevinip heyecanlanınca, ya da öfkelenince başıma çok hızlı bir ağrı saplanır, kısa sürede gözlerim ağrıdan açılmaz bir hale gelir, ben kendimi karanlık ve sessiz bir alanda tecride alırdım. Bu esnada ağrıyı baskılamak adına içtiğim avuç dolusu ağır ağrı kesiciler bir işe yaramazdı ama onlardan medet ummaktan kendimi alamazdım.
Alerjimin de başlaması o çocukluk yıllarıma dayanır. Yaşadığım alerjinin tanımını yaparken "Doğaya alerjim var" diye kestirip attığımda sanırım 20 li yaşlarımdaydım. Bunu söylememin nedeni doğadaki her şeye alerjim olması. Tek bir çiçek bile koklayamadan yaşadım F.Ö de ben. Güneş, rüzgar, hava ve doğada bulunan kokusu olan tüm çiçekler. Yalnızca doğa değil tabi evde de rahat yoktu. Yıllarca içilen düzenli alerji ilaçları zaman zaman daha da kuvvetlileriyle değiştirilip, yaz aylarında beraberinde kortizonla kullanılmaya devam ederdi. Evdeki halıları kaldırmaya ve yaz kış halısız ev modelime geçmemin asıl nedeni yıllarca önce alerjimi az daha olsa rahatlatan bir eylem olarak hayatıma girmiş, bir tarz olarak kalmıştır. Nasıl bir alerjiydi derseniz; Örneğin bir çiçeği koklama gafletinde bulunmak bendeki alerjiyi atağa geçirmek olurdu. Hemen gözlerim burnum ve kulaklarım delicesine kaşınmaya başlar, kaşıntıya akıntı ve hapşırmak eşlik eder, kısa süre sonra da gözlerim kaşımaktan şişerek neredeyse kapanır, hapşırmak astım öksürüğüne döner ve bu halden kurtulmak zaman alırdı. Bu atağı geçirmemek için bulduğum tek şey her şeyden uzak kalmak ve alerji haplarıma sarılmak olmuştu. Kilo problemim de çocukluk yıllarıma dayanır. Kendimi bildim bileli tombiş bir çocuk olmuşumdur. Tombişlik bebeklik ve çocukluk dönemi kelimesi sanırım. Büyüyünce şişko ve obez gibi daha reel kelimelerle yer değiştiriyor. Evlilik ve yapılan doğumlar nedeniyle de  kilo problemim dönem dönem hep oldu ve sonunda obez liğe kadar gitti. İlk bel fıtığı teşhisi konulması ile 1. bel fıtığı ameliyatı olmam arasında sanırım 10 yıl gibi bir zaman geçti. İlk ameliyatımdan sonra daha 1 yıl bile geçmeden yeniden nükseden bel fıtığımın nedeni olarak, yine kilo ve bedenen dikkatsizce yaptığım ağır işler oldu.. F.Ö ki yaşamında hastane acillerinde bir hayli zaman geçirirdim.  2015 in Ocak ayıydı ve bel fıtığı yüzünden ben yine acildeydim ve her zamanki gibi acil müdahalem yapılmış ağrı kesici ve kas gevşeticilerim reçetelenip eve gönderilmiştim. Aradan henüz bir kaç gün geçmişti, sabah akşam ağrım azalsın diye verilen kas gevşetici ve ağrı kesiciyi içiyordum ama belim hiç rahat değildi. Bir sabah ilaçlarımı içtikten 15 dakika gibi bir süre sonra birisi sanki mideme bir kılıç sokmuşcasına bir sancıyla banyoya koştuğumu ve bir kaç dakika içinde mosmor olarak nefesimi almakta zorlandığımı, çocuklarımın ambülans çağırdığını, ambülansa bindirilerek hastaneye götürülüşüdeki çaresizliğimi çok net hatırlıyorum. Eve yakın olan bir üniversite hastanesine götürüldüm ve gece yarısına kadar acilin kırmızı hattında defalarca tam kan tahlili yapıp, çıkan sonuca inanmayıp tekrar tahliller ve tomografiler çeken doktorlar en sonunda bize ilk teşhislerini söylediler. "Kan yıkımı" . Bu aşamada yeni hastane ve doktor arayışımızla birlikte ambülansla o zamanın GATA sına sevk edildim ertesi gün. GATA acilde akut böbrek yetmezliği teşhisi konularak, ambulansla Cerrah Paşaya nakledildim. Cerrah Paşa acilinde geçen tam bir hafta boyunca serviste yatak boşalması için bekledim. Bekledim dediğime bakmayın, acildeyim işte, böbreklerim çalışmıyor, uyku uyumam imkansız, hastayım, günde 5 öğün kanım alınıyor, her yerimde serum takılı. acilde olduğum için yanımda sırayla kalan çocuklarım sandalye üzerinde. Hala bana hiçbir teşhis konulamıyor ve böbreklerimin aniden çalışmamasına bir neden bulunamıyordu. Bu belirsizlik süreci içinde ağır bir depresyon da duruma eşlik etmeye başladı. İlk diyalize götürülüşümü hatırlıyorum ikizlerden birisi olan kızım o zaman lise son sınıf, mevsim kış ve sömestre tatilindeyiz. 1,5 ay süren hastane hayatımda olanlar, Diyaliz, kan alınmaktan incelmiş damarlar, acı, uykusuzluk ve depresyon, bir de teşhisi konulamayan, ve teşhis koyabilmek için her gün sorulan ahiret soruları. Nihayet yapılan ... sonucunda belimin ağrısı için içtiğim ilaçlardan bir tanesi böbreklerimi alerji sonucu durdurmuş. Bu sonuca başlangıçta en azından bir sonuca varıldığı için sevinsem de, ilaçla yaşanmamış bir ömürde ilaçsız bir yaşama nasıl tahammül edeceğimi bilmediğim için benim için yeni ve alışılması güç bir durum başladı. Artık içebildiğim tek bir ilaç kalmıştı o da en hafif ağrı kesici olan bir hap, ama korkumdan o hapa da uzak duruyordum. Böbreklerim artık yeniden çalışıyordu. Hızla kandaki böbrekle alakalı değerler normale döndü ve ben eve döndüm. Bir kaç aylık kısa kontrollerden sonra tamamen iyileşerek böbreklerim önceki haline dönmüştü. Yaşadığım bu ani olay beni yalnızca biraz daha dikkatli olmaya yönelmişti, bunun dışında hayatıma bildiğim gibi devam etmeye yeniden başladım, yalnızca ilaçlar yoktu. Kısa bir süre sonra bel fıtığım beni yine zorlayarak bir acil vakası daha yaşattı. ancak bu sefer iğne, kas gevşetici ve ağrı kesici olmadan bu atağa çözüm bulunması gerekiyordu. Hemen MR ve diğer tetkikler yapıldı, geri dönüşsüz olarak ameliyat gerektiği anlaşıldı. ameliyat için araştırıp bulduğum Profesör 1 ay sonrası için gün verdi. Ameliyat günü almadan önce kendi kendime bel fıtığının fazla kilolarımdan nüksettiğini biliyordum ve bir diyetisyene gitmeye karar verdim. Yine pek çok kan tahlili yapıldıktan sonra insülin direnci teşhisi kondu ve ağır bir diyet verildi bana.  Artık yataktan mecbur olmadıkça kalkamadığım 1 aylık istirahat süreci başlamıştı. İnternetten beslenme, sağlık, kalıcı kilo verme gibi konuları araştırırken ilk kez DR.Canan Karatay'ı buldum ve tüm kitaplarını yine internetten sipariş vererek, çok kısa sürede okudum. Bir taraftan okuduklarımı hemen hayatıma geçiriyor, diğer taraftan sanki yıllarca aç kalmış bir insanın bulduğu lezzetli yemeğe saldırırcasına yiyip doymaması hatta daha da çok aç hissetmesi gibi, her yeni yazar beni yani bir kitaba, o kitap yeni bir doktorun kitabına götürürken ben artık, paleo, Taş devri diyeti, GAPS diyeti gibi yolları ve mantığı birbiriyle kesişen ve kalıcı çözüm sunun, bir yaşam tarzı sunun kitaplar okumaya başlamıştım. Her geçen gün ufkum gelişiyor, zihnimde yeni tohumlar yeşeriyordu. 1 aylık yatak istirahati sürecinde beslenmemi değiştirerek 5 kg vermiştim bile. Ameliyat günü geldiğinde doktorum şaşırarak baktı bu gelişmeye. Başarılı bir bel fıtığı ameliyatı ardından doktorumun da vaad ettği gibi 2 saat sonra ayağa kaldırılmış, ertesi gün evime dönmüştüm. Her gün evde kısa ve sık ama çok yavaş tempolu yürüyüşlerim başlamış, bir hafta sonra bu kısa yürüyüşleri dışarıya taşımız, bir ay sonra sürelerini biraz daha uzatarak günlük yarım saat yürü olmuştum. Hastaneden çıkınca tam olarak ne mi yaptım. Evin her yerindeki marketten alınmış olan bildik temizlik, kozmetik, gıda ürünlerinin tamamını çöpe attım. Evde zararlı diye teflon tava bile bırakmadan bir atıştı bu. Bir taraftan da çöpe attığım her bir ihtiyaç ürününü evde kendim nasıl yaparımı araştırmaya başladım. Buldum hiçbir tarif istediğim sonucu vermediği için kendi tariflerimi oluşturararak denemeler yapıyordum. İlk olarak sirke kurdum, sonra sabun yaptım, turşu, krem, ekşi maya, roll-on, diş macunu derken bulaşık ve çamaşır makinesi deterjanları, sucuk, şirden mayalı peynir, Ghe yağı, kemik suyu, siyez ekmeği ... neler yapmadım ki hepsinde mükemmel kıvam ve istediğim sonucu elde etmiştim. Tüm bunları insanalara anlatmak için yazmam gerekiyordu. 2015 sonlarında o zaman ismi fermentemutfagim.com olan, şimdiki ismi fermentemutfagimyasam.com olan blogumu ve facebookta fermentemutfagim sayfamı açtım. Artık okuyor, araştırıyor, tariflerden formüller geliştirip denemeler yapıyor, sonuca ulaşınca bu tarifleri blogumda yazarak yayınlıyor, sosyal medyada paylaşıyordum. Neyi neden kullanmamız gerektiğini aanlatıyor, bağırsak florası ve fermantasyon hakkında yazılar yazıyordum. Bir anda yaptığım bu çalışmalara ilgi arttı ve binlerce takipçim ve okurum olmuştu. Yazdıklarımı takip ediyor, yeni çalışmalarımı bekliyor, sorular soruyorlar ve yaptıklarımdan biraz daha fazla yaparak onlara da göndermemi istiyorlardı. Bu fikir kulağıma hiç de fena gelmedi çünkü artık tüm zamanımı bunları araştırmak ve yapmak için kullanıyordum. Kendim için yaptığım bu ürünleri en azından maliyetini çıkartmak bekar bir anne olarak ev ekonomime de katkı sağlayacaktı. Kollarım zaten sıvalıydı, biraz da yukarıya çektim ve mutfağım artık Fermente Mutfağım olmuştu. Bir köşede ekşi mayalı ekmeğim, diğer köşede probiyotik turşularım, diğer yanda kefir yoğur şirden mayalı peynir, sirke mayalanırken, kim bilir hangi ürünün hangi argesini başka kaç köşede deniyor, hepsini evimde hem kendim için hem de artık takipçilerim için üretiyordum. Yaptığım ürünlerin fotoğraflarını çekip, tariflerini yayınlıyor ve sipariş verenlere de kargoyla gönderiyordum. Başlangıçta z sayıda olduğu için daha kolay yapabildiğim bu eylem artık bir iş olmaya namzetti çünkü bu şekilde sürdürülebilir bir yanı kalmamıştı. Evin her yanı yatak odam dahil, artık hammadde, kavanoz, sirke, kargo kolileriyle dolmuştu. 2016 yazı evde bir personel çalıştırmaya ve bir atölye açmak için dükkan aramaya karar verdim. İlk personelim yine takipçilerim arasından geldi. Eylülde bulmuş olduğum 150 M karelik bir dükkanda gerekli tadilatları yaparak Kasım ayında bir şahıs firması kurarak işimi ticarileştirdim. 2015 in baharında başlayan, 2016 kasımına kadar olan süreçte Fermente Mutfağımın hikayesi başlarken benim Fermente Mutfağım hikayem de artık gözle görülür hale gelmişti. Kendi kurduğum mutfağım ve kendi ürünlerimle 35 kilo vermiş, alerji ve migrenimden eser kalmamış, artık arada bir içtiğim ağrı kesici bile hayatımdan tamamen çıkmış ve ilaçsız bir yaşam olan F.S. dönemim başlamıştı. Beden enerjim o kadar yükselmişti ki, yorulmaksızın çalışıyor, uyku dışında kalan zamanımda yeni başlayan işimin hem üretimini, hem satış ve pazarlamasını, hem de müşteri ilişkilerini yürütüyor, kısaca bir girişimcinin yaşadığı tüm zorlukları yaşıyor, çalıştırdığım bir kaç mavi yakalı personelden de diğer işlerde destek alıyordum. Benim hikayem duyanlarda hayranlık uyandırıyor Ferda Hanım başardıysa ben de başarabilirim dedirtiyordu. Böylece Fermente Mutfağım ürünlerini kullananlar çoğaldı.






Gördüğünüz üzere sevgili okurum çocukluk yıllarımda başlayan ilaçlara bağımlılık yetişkinlik yıllarımda artarak devam etti. Yukarıda bahsettiklerim benim sürekli olarak yakamı bırakmayan hastalıklardı ama yetişkinlik dönemimde yanlarına yenileri de eklendi




Fermente Mutfağım benim miladım. Takipçilerim ilk yıllardan bu yana kitap yazın Ferda Hanım diyor ama sanırım 2020 ye bu kitabın ancak zamanı geldi. Ben her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Tıpkı bir tohumun filizlenmesi gibi zamanından önce müdahale edilen ya da yapılan işler sonuç vermez, ama aynı şeyi zamanı gelince yapabilirseniz o zaman işte netice verir. Bu bir matematik midir, yaşam denklemi mi bilinmez ama bu denklem sanırım yaşamın sırlarından bir tanesi. Fikirler de böyledir, olgunlaşması için biraz zaman tanırsanız, fikir olgunlaşır, düşünceyse kaybolup gider. Benim hikayemin yalnızca iyileşme ile ilgili olan bölümünün çok kısa bir kısmı fazla detaya girmeden blogumda yazmıştım. Kitapta yalnızca benim iyileşme hikayem değil, bu hikayenin girişimcilikle buluşmasından itibaren dönüştüğü başarı hikayesi ve Fermente Mutfağımdan çıkan bu nadide ürünlerin kullanıcılarının da şifalanma hikayeleri yer alıyor.
Fermente Mutfağım’ın ürünlerinin kullanıcıları olarak, 5 yıldır bize müthiş bir enerji veren iyileşme deneyimlerinizi bizimle tüm samimiyetinizle paylaştınız, paylaşmaya da devam ediyorsunuz.

Kiminizin hikayesinin baş rolünde kremimiz, kiminizinkinde sirkemiz, turşumuz, kiminizinkinde sabunlarımız ya da tüm ürünlerimiz oldu. Her deneyim birbirinden eşsiz ve bir o kadar anlamlı. Kiminiz bu ürünlerin tariflerini blog yazılarımdan okuyarak, kiminiz atölye çalışmalarımdan birebir öğrenerek, evlerinizde uygulamaya başladınız, yapamadığınız ürünleri yine bizden temin ettiniz. “Yola çıkarken, yalnızca samimiyet ve şeffaflık ilkesiyle gerçeğin peşine
düştüm, gerçek olanın şifa olduğu kadim bilgisine yolda ulaştım” diyen Ferda Uslu’nun iyileşme hikayesi, kısa bir süre sonra girişimci bir kadının
başarı hikayesine de dönüşerek, ruhsal ve bedensel iyileşmenin nasıl
başarıya götürdüğünün bir kanıtı oldu.
Peki sizin Fermente Mutfağım hikayeniz ne?
Fermente Mutfağım hikayesinin anlatıldığı bir kitapta, sizlerden
bahsetmemek mümkün mü? Bu bir başarı ve iyileşme hikayesiyse
hepimizin iyileşme ve başarısıdır.
İşte bu yüzden, kitabın bir bölümünde, sizin hayatınıza Fermente
Mutfağım’ın nasıl dokunduğunu anlatan sizlerin hikayeleri yer alacak.
Benim de “Fermente Mutfağım iyileşme hikayem var” diyorsanız, bu sefer
kitapta yayınlamak üzere bu hikayelerinizi kısacık da olsa yine;
benimhikayem@fermentemutfagim.com mail adresinden bize yazın.

Online sipariş vermek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz. https://www.fermentemutfagim.com/

Fermente Detoks ile Tam Arınma



Probiyotiklerin kelimenin tam anlamıyla “ yaşam için” anlamına geldiğini biliyor muydunuz ? Bu bakterilerin ne kadar gerekli olduğu taşıdığı anlamdan belli. Mikrobiyomunuzu bozan zararlı organizmaları dışarı atmakla kalmaz, vücudunuzun lif gibi bazı besin maddelerini daha iyi sindirmesine yardımcı olabilirler. Probiyotikler ayrıca özellikle B vitaminlerinin vitaminlerin sindirimini arttırır ve genellikle bağırsakta dengeyi korur.

Şüphesiz, birçok insan için probiyotiklerin en ilgi çekici yönlerinden biri, sahip oldukları detoksifikasyon (organizmanın kendisine zararlı olan toksik maddelerden temizlenmesi) etkileridir. Bu yazıda probiyotiklerin, vücudunuza kötü toksinlerin atılmasında ve genel denge ve üstün sağlık yaratmada nasıl yardımcı olabileceği hakkında bilinmesi gereken en önemli başlıklardan bahsedeceğiz.

Probiyotikler Sizi Nasıl Temizler?
Açıkçası, probiyotikler gastrointestinal sistem (vücudun çiğneme, sindirim, emilim ve boşaltım işlemlerinin meydana geldiği ağızdan anüse kadar olan bölümü kapsar) üzerinde ciddi bir pozitif etkiye sahiptir. Burası yemeğin parçalandığı ve önemli besinlerin emildiği yerdir. Bağırsaklar optimum performans göstermediğinde, vücudun geri kalanı acı çeker.

Vücutta biriken toksinler genellikle bağırsaklarda ve karaciğerde (vücudun filtreleme organı) birikirler. Örneğin, serbest radikaller birikirler ve bu da organlara zarar verebilir, kanser diyabet gibi kronik hastalıkların zeminini hazırlarlar.  

İşte bu yüzden probiyotiklerin diyetinize ve hayatınızın her alanına dahil edilmesi bu kadar avantajlı ve gereklidir.

Probiyotikler sizi aşağıdaki yollarla temizlemeye yardımcı olur:
-1 Ağır metallerin azaltılması
Zamanla vücutta biriken kurşun, arsenik, cıva ve kadmiyum gibi ağır metallerin atılımını hızlandırır.
-2 Karaciğerin temizlenmesi
Probiyotikler karaciğer sağlığında önemli bir rol oynamaktadır.

Karaciğerinizi detoks etmeye yardımcı olarak, cildinizi bile canlandırır ve pürünsüzleştirebilir. Probiyotikler oldukça etkili güzelleştirici etkilere sahiptir.

3-BPA atılımı
Termal yazıcı makbuzları, konserve yiyecek kapları, kağıt para, dental kompozitler ve plastik su şişeleri gibi şeyler Bisphenol A ve diğer reçineler olarak bilinen endüstriyel bir kimyasal içerir. Bu kimyasallar içeceklerimize ve yiyeceklerimize sızabilir ve sağlıkla ilgili bir çok konuda endişelere neden olabilir.

Kulağa çok korkutucu geliyor değil mi? Ama korkmadan önce şu bilgiye bir göz atın. Yapılan bilimsel araştırmalar, probiyotiklerin bu tür kimyasalların emilimini en aza indirmek ve vücudunuzda birikmesini engelleyerek, sağlığa zararlı etkilere yol açmayacak şekilde BPA atılımını arttırdığını gösteriyor. Yaşasın probiyotikler ve fermente besinler.

4- Perkloratın parçalanması
Perklorat, jet yakıtı gibi itici gazlarda ve aynı zamanda gıda ambalajında ​​bulunan (statik elektriği kontrol etmek için kullanılır) doğal olarak oluşan ve üretilen bir kimyasaldır. Bazen içme suyumuza bile giriyor. Bunların da mikrop dostlarımızın parçalayarak atılmasını sağladıklarını bilmek güzel.

5-Glüten ve diğer tahıl proteinlerini parçayabilmesi
Buğday, vücudumuzun yeterli enzim üreterek parçalanma yeteneğine sahip olmadığı bir dizi protein içerir (en bilineni glüten). Bu sindirilmemiş proteinler kan dolaşımınıza girdiğinde, genel sağlığınıza kolayca zarar verebilir. İyi haber, son araştırmalar vücudun yapışkan proteinleri parçalayabilen ve toksisitelerini azaltabilen düzinelerce probiyotik bakteri suşu ürettiğini göstermektedir. Probiyotiklerin önemi bir kez daha gözler önünde.

6- Candida'nın Ortadan Kaldırılması
Antibiyotikler, alerjiler ve stres, Candida'nın aşırı büyümesine neden olabilecek suçlulardan sadece birkaçıdır. Bu durum bağırsak florasının dengesizliği ile bağlantılıdır ve astım, IBS diğer otoimmün hastalıklar da dahil olmak üzere, rahatsız edici sağlık koşullarının gelişmesine neden olurlar.

Probiyotikler bağırsaklarınızı faydalı bakterilerle doldurur, böylece zararlı Candida mayalarını kaplarlar (büyümek için daha az alanları kalır). 
Demekki tam bir detoks için canlı probiyotik bakteri kolonileri içeren fermente besinleri tüketmek son derece mühimdir. Fermente besinleri detoks programına dahil etmek size tam bir arınma ve sağlık sağlar.

Online sipariş vermek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz. https://www.fermentemutfagim.com/

1 Eylül 2019 Pazar

Fermente Temizlik Dönemi Başlıyor




Geleneksel temizliğe baktığımızda Atalarımız sadece 3 malzeme ile yüzyıllar boyunca hem bedenlerini hem yaşam alanlarını temizlediklerini görüyoruz.
Su, yaşam Kaynağı olduğu için temizliğin de ana unsuru oldu hep.
Sirke: Atalarımız fermantasyon yöntemiyle ürettikleri sirkenin antibakteriyel özelliklerini keşfettiklerinde, sirkeyi tüm yaşam alanlarına yayarak hem tedavide hem temizlikte kullanmaya başladılar.
Sabun: Doğal yağlardan yaptıkları sabunlarla saçlarını, bedenlerini, giysilerini ve çevrelerini temizlediler.

Yalnızca su, sirke ve sabunla, Kendi bedenlerinde, evlerinde ve çevrelerinde canlı doğal floranın dengesini bozmadan, yaşayan bir temizlik sağladılar.

Peki günümüzde?

11 Ağustos 2019 Pazar

Dikkat Ana Çıkabilir!



Sirke anası Jelimsi, opak, hemen kopmayan ilginç dokusuyla ilk bakışta “bu da ne” tepkisine sebep olabilecek nitelikte görünebilir. Sonraları onu tanıdıkça onu çok sevip aşk yaşayacaksınız dersem lütfen beni yadırgamayın ve bu fikre kendinizi hazırlayın. 
Özellikle sirke kurarken maya olarak kullanılan sirke anasının sayesinde, yeni kurduğunuz sirkenin kendi anası sirke üzerinde oluşmaya başladığında bu bebek sirke anasıyla aşk yaşamaya, her gün konuşup, tıpkı tomurcuklanan bir çiçekmiş gibi gün be gün büyüyüp gelişmesini, heyecanla takip etmeye başlarsınız. 
Eski zamanlardan herkesin bildiği, yaşadığımız zamanda ise endüstriyel sirkelerde asla bulunmadığı için kendisini bilenlerin çok az olduğu, kimilerinin ise belki ilk kez Fermente Mutfağım Organik Elma sirkesi aldığında şişenin içinde onu görünce tanıştığı, henüz tanışmayanların da bu yazı ile tanışacağı nam-değer “Sirke Anası”  dediğimiz canlı huzurlarınızda.

Nasıl yani canlı mı ve öyleyse yaşamını nasıl sürdürüyor?

24 Mayıs 2019 Cuma

Citronella Vücut Spreyi ile Sivrisineklere Savaş Açtık



Fermente Mutfağım tesisinde şu an ürettiğimiz her bir ürünün ayrı ayrı  hikayesi var. Yazılarımı ilk günlerden bu yana okuyanlar bunu çok yakinen bilirler. Fermente Mutfağımı aslında bu hikayeler yarattı  ve muhteşem ürünlerini bu hikayeler oluşturdu. Hayatımızı ele geçirmiş kimyasallara açtığım kişisel savaşım ve mücadelemdi ürünlerin altında yatan felsefe. Fermente Mutfağım ürünleri bu yüzden ticari kaygıyla üretilmiş ürünler olmadı hiç, hepsi bir sorun çözücü olarak girdi benim ve sizin yaşamlarınıza. Siz bu yüzden sahip çıktınız bu ürünlere ve bu markaya. İşte bu yüzden Fermente Mutfağım hem organik gıda, hem yenilebilir kozmetik hem de doğal temizlik malzemeleri üreten bir firma oldu. Çünkü hepsi lazım, hepsi gerekliydi.

Gelelim Citronella vücut spreyinin hikayesine.
2016 yazında henüz fermantasyon ve doğal ürünlerin dünyasında keşif yaparken, bu ürünlerin her birisi üzerinde çalışıp yazarken her yaz olduğu gibi, sivrisineklerin vampirce saldırılarına maruz kalıyordum. Camlarda sineklik olmasına rağmen bu vampirler nasıl oluyorsa eve bir şekilde girip saklanıyor ve gece olunca beni bir güzel ısırıyorlardı. Kendimi bildim bileli sivrisinekler beni çok sever ve odada 20 kişi olsa gelip bulup beni yer keratalar. Gel gelelim ben onları sever miyim hiç sormadılar. Çocukluğumdan kalma canlı hatıralarım içerisinde dedemin köyüne yazın tatil için gittiğimiz 1 aylık